AB TARIM MÜZAKERELERİNE HAZIRLIK SÜRECİ ÜZERİNE
TARTIŞMA I. TOPLANTISI ÖZETİ
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen “AB Tarım Müzakereleri Hazırlık ve Müzakere Süreci Üzerine Tartışma” başlıklı toplantı 29 Ocak 2005 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir.
Toplantıda; çeşitli kamu kurumlarından, üniversitelerden, tarım ve sanayi sektöründen, ilgili meslek odalarından ve basın kuruluşlarından çağrılan 32 konuşmacı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığının üst düzey bürokratları ve AB konusunda çalışan uzmanlarından oluşan yaklaşık 70 kişi hazır bulunmuştur.
Tartışma, saat 9.30’da Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ’nün açılış konuşması ile başlamıştır. Bakan Sayın Güçlü konuşmasında, AB tam üyelik müzakerelerinde en fazla zaman ayrılması gereken ve en büyük belirsizlikleri ve zorlukları içeren konunun tarım olduğunu belirtmiş, bu süreçte başta üniversiteler ve sivil toplum örgütleri olmak üzere sektörle ilgili tüm kesimlerin desteğine ihtiyaç duyulduğunu, bu tür toplantıların devam edeceğini ve bu ilk toplantıda, önümüzdeki dönemde karşımıza çıkacak sorunların, hem müzakerelere hazırlık sürecinde hem de müzakereler esnasında yapılması gerekenlerin tartışılacağını, bu toplantıların ileride alt komisyonlar halinde nasıl ihtisaslaşılması gerektiğini, müzakerelere hazırlık sürecinde işbirliği yapılması gereken diğer kesimleri ve paydaşları da tespit etmemize yardımcı olacağını belirtmiştir.
Daha sonra Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Haşim ÖĞÜT tarafından, AB’ye uyum sürecindeki temel belgeler, uyum çalışmaları ile ilgili yapılar, uyumlaştırılacak mevzuatın hacmi, Bakanlığımızca yapılan mevzuat uyum çalışmaları, bu çalışmalarda yer alan personel ve konu ile ilgili diğer çalışmalar hakkında bilgi verilmiştir.
Toplantının I. Turunda söz alan katılımcıların belirttikleri hususlar sırasıyla aşağıda belirtilmiştir.
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülcan ERAKTAN, ilk olarak dikkat çekilmesi gereken konunun yetişmiş personel eksikliği olduğunu belirterek, uzmanlaşmış kadrolara ihtiyaç duyulduğunu, bunların yetişmesinin zaman alacağını, bu yüzden süratle bu eksikliğin giderilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca, AB konularında danışmanlık yapan Polonyalı uzman Jerzy PLEWA’nın yanısıra, yeni danışmanlık hizmetlerinin de araştırılması gerektiğini ifade etmiştir.
AB-Türkiye İşbirliği Derneği Başkanı Erdal KABATEPE, tarımla ilgili müzakereler sırasında göz önünde bulundurulması gereken hususlar ile örnek bir organizasyon şeması sunmuştur. Bu çerçevede; AB’nin hasmımız değil ortağımız olduğunu, müzakerelerde yer alacak kişilerin sakin, sabırlı ve ikna yeteneği yüksek kişilerden oluşması gerektiğini, mevzuatın değişmez olarak görülen bölümleri tespit edilerek, her konuda itirazcı bir tutum izlenmemesinin daha doğru olacağını ve AB ile farklılıklarımız üzerinde yoğunlaşıp, kısıtlarımızın iyi tespit edilmesinin önemini vurgulamıştır. Organizasyon konusunda ise, baş müzakereciye bağlı bir müzakereci, bir koordinatör, bir hazırlık heyeti, bir müzakere heyeti, bir dış danışma kurulu , bir basın ve halkla ilişkiler sözcüsünün yer alması gerektiğini belirterek tarımla ilgili konuların diğer müzakere başlıkları altında da zaman zaman yer alabileceği düşünülerek, tüm müzakereleri takip eden birkaç kişinin belirlenmesi önerilmiş, basın ve halkla ilişkilerin önemi vurgulanmıştır. Bu kapsamda, müzakerelerin tam zamanlı ve profesyonel bir iş olarak görülmesi gerektiği, mevcut personelin hem sayıca hem de eğitim olarak yetersiz olduğu vurgulanarak, gerek öz kaynaklardan gerekse AB kaynaklarından eğitim sağlanması gerektiği belirtilmiş, Bakanlık içinde gerçekten yetenekli kişilerden seçilmiş en az 50 kişi ile işe başlanması gerektiği söylenmiştir.
ODTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih YILDIZ, son yıllarda AB’de giderek ön plana çıkan gıda güvenliği ve izlenebilirlik konusunda bilgi vermiş ve gıda güvenliği kavramının, Toksikolojik Risk Değerlendirmesi, Mikrobiyolojik Risk Değerlendirmesi, Alerjik Risk Değerlendirmesi ve Kardiyovasküler Risk Değerlendirmesi olmak üzere dört başlık altında ele alındığını, bunlar için gerekli altyapının oluşturulması gerektiğini belirtmiştir.
Ekonomi yazarı Uğur GÜRSES, konunun kamuoyu ve halkla ilişkiler boyutuna dikkat çekmiş, AB konusunun ve yapılan çalışmaların topluma çok net ve şeffaf bir şekilde anlatılması ve toplumun çeşitli kesimlerinin temsilcileri ile bağlantı kurulması gerektiğini, bu toplantının da bu bakımdan iyi bir vesile olduğunu, tarımla ilgili fotoğrafın çıkartılması, güçlü ve zayıf yanlarımızın ortaya konması ve ortaya çıkacak işgücü fazlasına bir çözüm bulunması gerektiğini belirtmiştir.
SETBİR Yönetim Kurulu Üyesi ve TÜSİAD temsilcisi Ömer ŞENGÜLER, hak ettiğimizi değil, pazarlıklar neticesinde elde ettiğimizi alabileceğimizi ifade ederek; müzakere edilen konunun yanısıra müzakere tekniğinin de önemli olduğuna , tarım ve hayvancılık alanındaki uyum için zaman, para ve yetişmiş insana ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekmiş ve özellikle tarım ve hayvancılığımızın kayıt altına alınması için bir veri tabanı oluşturulması gerektiğini, bu çalışmanın bir sivil toplum örgütü tarafından yapılabileceğini, son üyelerle ilgili bilgilerin derlenmesi, müzakereler için sabırlı, sakin ve ekip çalışmasına yatkın kişilerin seçilmesi, Nisan-Mayıs’a kadar alt heyetlerin belirlenmesi ve bunların 1-2 günlük kampa sokulması ve hatta tercüme edilecek metinlerin de tercüme ettirilerek bu heyetlerin eline verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet ŞAHİNÖZ, konunun zorluğunun mevzuat sayısının çokluğundan ziyade, ülkemiz ile AB tarımı arasındaki yapısal farklılıkların derin olmasından kaynaklandığını, öncelikle günlük politikalardan vazgeçilmesi ve ileriye dönük bir tarım stratejisi belirlenmesinin şart olduğunu, referans alınacak politika doğrultularının ve parametrelerimizin ortaya konulması ve çiftçilerin mutlak surette müzakere sürecine dahil edilmesi gerektiğini, ancak bunun kim tarafından ve ne ölçüde yapılabileceğinin belirsiz olduğunu ifade etmiştir.
Buna karşılık söz alan Müsteşar Haşim ÖĞÜT, halihazırda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve akademik çevrelerin katkılarıyla hazırlanan ve Yüksek Planlama Kurulu tarafından kabul edilen 2006-2010 Tarım Stratejisi Belgesi ile sektör bazında öncelikleri, bu önceliklere ulaşmak için gereken araçları ve bunların bütçede alacakları payı da ortaya koyan bir çalışma yapıldığını hatırlatmıştır.
Gazeteci-yazar Erdal SAĞLAM, ülke müzakere heyetinde tarımdan sorumlu bir Başmüzakereci Yardımcısının bulunması, bu kişinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile organik bağ içinde olması ve müzakere heyetinde yer alacak kişilerin siyasi bir kimliğe sahip olmaktan çok, tarafsız ve teknik bakımdan donanımlı kişiler olması gerektiğini belirtmiştir. Erdal SAĞLAM ; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın kamuoyu nezdindeki olumsuz imajının değiştirilmesi, müzakere sürecinin şeffaf biçimde yürütülerek kamuoyuna sürekli bilgi verilmesi, envanter çalışması yapılması ve veri bankası oluşturulması gerektiğini, gerek yurtiçinde gerekse AB ülkelerinde bir tanıtım kampanyası yürütülmesinin faydalı olacağını ve tarım politikalarının ülkemizin makro-ekonomik gerçekleri ile bağdaşmasının öncelikli olduğunu vurgulamıştır.
TOBB temsilcisi Prof. Dr. Engin SAKARYA, ürün grubu bazında ihtisas gruplarının oluşturulması ve OTP reformlarının iyi izlenmesi gerektiğini, ortak piyasa düzenlerinin Ortak Tarım Politikası’nın temelini oluşturduğunu, bu düzenlemelere uyum konusunda sektör sektör rekabet gücümüzün incelenmesi gerektiğini, rekabet gücümüzün zayıf olduğu sektörler için geçiş sürelerinin özellikle hayvancılıkta mümkün olduğu kadar uzun tutulmasının iyi olacağını ve aynı zamanda tam üyeliğin etkileri konusunda üreticimizin bilgilendirilmesi gerektiğini ifade etmiş, 19,000 ton etle ilgili atılan imzaya sahip çıkmamız gerektiğini ve baş müzakerecinin bilhassa et ve süt konularında çok iyi bilgilendirilmesinin faydalı olacağını söylemiştir.
Pınar Gıda Grubu Başkanı Hasan GİRENES, AB’nin artık üretim sorununu çözdüğünü ve arz fazlasını ortadan kaldırmaya çalıştığını, bu sebeple destekleme politikalarımız arasında temel farklılıklar olduğunu, benzer sorunların AB’nin daha önceki genişlemelerinde de yaşandığını, ancak artık AB bütçesinde tarıma ayrılan payın azaldığını ve yaklaşımların değiştiğini, bu yüzden de ülkemiz için koşulların daha zor olacağını belirterek, özellikle hayvancılık alanındaki farklılıkları gidermek, kayıt dışılığı önlemek , sağlıklı ve hijyenik üretimi desteklemek gerektiğini, aynı zamanda mukayeseli üstünlüğe sahip olduğumuz sektörleri ve zayıf-güçlü yanlarımızı belirleyerek, müzakerelerdeki tutumuzu da bu değerlendirmelerin üzerine bina etmek gerektiğini ifade etmiştir.
TZOB temsilcisi Prof. Dr. Ali ERYILMAZ, müzakerelere hazırlık sürecinde stratejilerimizi, alternatif planlarımızı, atılacak adımları, alınacak önlemleri, bunların kimler tarafından ve ne kadar sürede yapılacağını ortaya koyan bir akım şeması yapılması ve her seviyede sürekli bir eğitim sisteminin oluşturulması gerektiğini belirtmiştir. ERYILMAZ ayrıca, ürün ve ürün grupları bazında güçlü-zayıf yönlerimizin belirlenmesi ve alternatif senaryoların oluşturulması, DTÖ sürecinin de dikkate alınması, arazi / hayvan varlığı / üretim kayıtlarının tamamlanması için çalışmaların hızlandırılması, kontrol hizmetlerinin ve akredite olmuş laboratuarların geliştirilmesi, tarımsal ürünlerin sadece üretimi değil, işlenmesi, pazarlanması ve muhafazası konusunda da gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini belirterek, çiftçi kesiminin örgütlü temsilcileri olarak her aşamada rol almaya hazır olduklarını ifade etmiştir.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İrfan EROL, müzakerelerde hükümetin genel yaklaşımının, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile partnerimiz AB’nin yaklaşımının belirlenmesi için stratejilere ihtiyaç duyulduğuna ve kurumlar arası koordinasyonda Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) ve Dışişleri Bakanlığı’na büyük iş düştüğüne dikkat çekmiştir. EROL ayrıca, özellikle veterinerlik, gıda güvenliği ve ortak piyasa düzenleri konularındaki AB mevzuatının hacimli ve önemli olduğunu vurgulayarak, bu bağlamda veterinerlik-gıda güvenliği-halk sağlığı, hayvan refahı, balıkçılık, kayıt ve kimliklendirme ile sınır kontrolleri konularına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
İKV Eski Başkanı Meral GEZGİN ERİŞ, konu ile ilgili görüşlerini 12 başlık altında toplamış ve şu hususları vurgulamıştır: Tarama sürecine başlanmalı, bu aynı zamanda eğitim sürecine hizmet etmeli; tarımımız kayıt altına alınmalı ve envanter çıkarılmalı; tarım müzakerelerindeki pozisyonun oluşturulabilmesi için etki analizleri yapılmalı; bizden önce AB’ye üye olmuş Polonya, Macaristan ve İspanya gibi ülkelerin yapıları incelenmeli; müzakerenin bir takvim oluşturma süreci ve aynı zamanda müzakere edilen konu hakkında AB’den ne tür destekler alınabileceğinin de müzakere edildiği bir süreç olduğu unutulmamalı, yapılacak çalışmalar mali külfet getireceği için AB’den kaynak istenmeli; sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri ve üniversiteler ile işbirliği kurumsallaştırılmalı; hem ülke içinde hem de AB ülkelerinde kamuoyu oluşturulmalı; tarım müzakerelerinin siyasi boyutu da düşünülerek lobi faaliyetlerine ağırlık verilmeli; Ortak Tarım Politikası, gıda güvenliği ve benzer mevzuatlarla birlikte ele alınmalı; çıkarılan mevzuat sayısından ziyade uygulamanın uyumlaştırılmasının önemi anlaşılmalı ve kayıt konusuna büyük önem verilmeli; Türk tarımının yeniden yapılanması ile verimlilik sorunu çözülmeli, nüfusumuzun çokluğu da AB karşısında fazla vurgulanmamalı; müzakerelerde esas işi komisyonların yürüteceği unutulmamalı, bu sebeple komisyonların oluşturulmasına büyük önem verilmelidir.
SÜTAŞ A.Ş. temsilcisi Olgun ERGÜZ, tarım ve hayvancılığın çok geniş kapsamlı konular olduğunu hatırlatarak, ihtisaslaşmanın çok önemli olduğunu ve alt komisyonların zenginleştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Tarım konusundaki en büyük sıkıntının küçük ve çok sayıda işletme bulunmasından kaynaklandığını belirten ERGÜZ, bağımsız laboratuarların kurulabilmesini çok olumlu bir gelişme olarak değerlendirmiş ve hayvan hastalıklarında bizi ciddi sorunların beklediğini ifade etmiştir.
ABGS eski Genel Sekreter Yardımcısı Güven ERDAL, Polonyalı danışman Jerzy PLEWA ile yapılan çalışmaların çok olumlu bir adım olduğunu, bunun yanısıra Avrupa Komisyonu’nda tercihen üst düzeyde çalışmış bir kişinin de danışman olarak istihdam edilmesinin faydalı olabileceğini belirtmiştir. ERDAL ayrıca, müzakere çerçeve belgesinin Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanarak Konsey’e sunulan ve tek taraflı olarak kabul edilen bir belge olduğunu hatırlatarak, müzakerelerdeki “pazarlık” kavramına bir açıklık getirmiş ve tartışılacak olan konunun geçiş süreleri olduğunu vurgulamıştır. Ürün arzının kısıtlanması konusunda AB’nin hassas olduğunu belirten ERDAL, AB’nin bizden de referans olarak yıllar itibariyle üretim rakamlarını talep edeceğine dikkat çekmiş, sağlık koşullarına uyum sağlanmasının önemini de vurgulayarak, bu koşulların sağlanamaması halinde mallarımızın serbest dolaşıma çıkamayacağını, sütte ve hayvancılıkta büyük sorunlar bulunduğunu ifade etmiştir. ERDAL ayrıca, personel yetiştirmeye vaktimiz olmadığını, lisan bilen, tercihen hukukçu personeli istihdam etmemiz gerektiğini, tarım alanındaki uyum çalışmalarının büyük mali kaynak gerektirdiğini, bu sebeple şimdiden hükümetin konuya dikkatinin çekilmesinin faydalı olacağını belirtmiştir.
Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cemil ERTUĞRUL, AB mevzuatını aynen kabul edeceğimizi, ancak geçici derogasyonlar (istisna) olabileceğini, mevzuat uyumuna yoğunlaştığımızı, oysa Türk çiftçisi ve tarıma dayalı sanayinin rekabetten nasıl etkileneceğini ve çiftçimizin, sanayicimizin ve tarım sektöründeki tüm aktörlerin AB ile nasıl rekabet edeceğini bulmamızın önemli olduğunu vurgulamış, müzakere edecek fazla bir durum olmadığını ve sadece Türkiye’ye özgü bazı konularda ve belirli önlemler için derogasyon istenebileceğini yinelemiştir.
Tekrar söz alan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülcan ERAKTAN, referans yıllar ve miktarlar üzerinde fazla pazarlık şansı olmadığını, kota miktarlarını yüksek gösteremeyeceğimizi belirtmiş, ancak AB’nin kırsal alana verdiği desteklerin arttığına ve on yeni üye devletin, kırsal kalkınma bağlamında eski üye devletlere nazaran daha fazla destek aldığına dikkat çekerek, müzakerelerde böyle bir destek farklılaştırması talep edilebileceğini ve derogasyon konusunda çalışmamız gerektiğini ifade etmiştir. Tarım ve hayvancılık alanındaki kayıt sisteminin tamamlanmasının zaman alabileceğini belirten ERAKTAN, akredite kontrol ve izleme laboratuarlarının ise ivedilikle kurulması gerektiğini, bunun malların serbest dolaşımı bakımından büyük önem taşıdığını belirtmiştir.
Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nazmi DEMİR, AB’deki temel korkunun, Türkiye’deki tarım kesiminin büyüklüğü ve nasıl hazmedileceği olduğunu, bu hususun Avrupa Komisyonu Tarım eski Komiseri McSharry tarafından da dile getirildiğini ve ayrıca Hollanda Dönem Başkanlığı tarafından Wageningen Üniversitesi’ne hazırlatılan raporda ve Avrupa Komisyonu’nun Etki Değerlendirme Raporu’nda da yer aldığını belirtmiş ve bu korkunun yenilmesi gerektiğini söylemiştir. DEMİR ayrıca, her sektör için bilançolar çıkarılması ve AB Komisyonu’nun önüne net rakamlarla gidilmesi gerektiğini ifade ederek, kayıt çalışmalarının hızlandırılması ve kırsal kalkınmaya önem verilmesi gerektiğini dile getirmiştir.
ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol ÇAKMAK, “malumat” değil “bilgi” üretmenin önemine değinerek sivil toplum örgütleri ve özel sektörün “rol alma” kavramı ile ne kastettiğinin netleştirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. ÇAKMAK ayrıca, kaynak aktarımı kadar, kaynakların kullanımı ve sürekliliği ile idari yapılanmanın da önemli olduğunu ve müzakere heyetinde devamlılığının sağlanmasının önemini vurgulayarak, veterinerlik, bitki sağlığı ve gıda konularına öncelik verilmesi gerektiğini ve bu konularda müzakere olmadığını, ayrıca tarımda verimimizin söylenildiği kadar kötü olmadığını söylemiştir.
ABGS Tarım Dairesi Başkanı Fatma CAN, önce tarama sürecinin olduğunu ve ABGS’nin ön tarama sürecine yönelik çalışmalara zaten başladığını, ancak hızlandırılması gerektiğini belirtmiş, ayrıca üyelik tarihi itibariyle AB mevzuatı ve uygulamalarına uymakla yükümlü olduğumuzu, ancak hangi mevzuatın ne zaman uyumlaştırılacağını, ne kadarının tam üyelikten sonraya bırakılacağını, bunun maliyetinin ne olacağını görüşebileceğimizi hatırlatarak, ülkemiz için önemli olan bazı konuların (örneğin süne zararlısı) AB mevzuatında yer almadığını, bunları AB mevzuatı içerisine sokmanın müzakere etmek anlamına geldiğini, bu süreç içerisinde yapısal çalışmaların da hızlandırılması gerektiğini, yani tarım sektörünün rekabet gücünün artırılması ve çiftçimizin hazırlanması gerektiğini, son genişleme sürecinde Komisyon’un müzakerelerde tecrübe kazanmış olmasının ülkemiz açısından biraz dezavantaj yaratabileceğini söyleyerek sağlıklı istatistiki verilere sahip olmanın önemini vurgulamıştır. CAN, son olarak, müzakerelerle ilgili kararların oybirliği ile alındığını, üye olduktan sonra ise pek çok konuda nitelikli çoğunluk ile karar alınmasının mümkün olduğunu, dolayısıyla, tam üyelikten sonra da istediğimizi elde etme imkanı olduğunu hatırlatarak, ümitsizliğe kapılmamak gerektiğini dile getirmiştir.
Kar Şirketler Topluluğu temsilcisi Ö. Faruk BERKSAN, üretim planlaması yapılmasının önemine dikkat çekerek, sadece ülke içindeki talebi ve potansiyel pazar imkanlarını değil, AB’nin potansiyel pazarlarını da dikkate almamız gerektiğini, bu talebin ne kadarını ve hangi ürünlerde karşılayabileceğimizi hesaplayarak pazarlama ve rekabet şansımızı saptamamız gerektiğini ifade etmiştir. Topraklarımız ve doğal kaynaklarımız bakımından avantajlı olduğumuzu belirten BERKSAN, topraklarımızın kabiliyetini ve işgücü potansiyelimizi belirlemek bakımından da analizler yapılması gerektiğine işaret etmiştir.
TZOB adına toplantıya katılan Prof. Dr. Erkan BENLİ, tarımın en büyük engel olarak gösterildiğini ama kendisinin buna katılmadığını, Türk tarımının fazla rekabetçi bir yapıda olmadığını ve bu nedenle engel teşkil etmeyeceğini, Bakanlık bünyesinde idari, mekansal ve zihniyet olarak bürokrasiden arındırılmış bir birimin acilen kurulup tam zamanlı olarak çalışarak, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve su kullanımı konusunda bir grubun çalışması gerektiğini belirterek, tarımdaki nüfus baskısı ile ilgili görüşlerini açıklamıştır. BENLİ’ye göre, sanayideki gelişme trendine bakıldığında, tarım nüfusundan sanayiye kaydırma yapmak da mümkün görünmemektedir. Ancak, kırsal kalkınma projeleri üretmek bir çözüm olabilir. Ayrıca, Bakanlık bünyesinde TMO tarzı bir birime AB’deki FEOGA (Tarımsal Garanti ve Yönverme Fonu) gibi bir rol verilmesinin uygun olduğunu söylemiştir.
SETBİR Genel Başkanı Erdal BAHÇIVAN, tarım sektörünün reform ihtiyacında olduğu bir dönemde, konunun sadece AB üyeliğinin gerekleri gibi anlaşılmasının üzücü olduğunu, AB üyeliği olsa da olmasa da tarımın sorunlarının tartışılması gerektiğini belirtmiştir. Müzakere süreci ile ilgili olarak ise her iki tarafın da % 100 kazanacağı bir müzakere olamayacağına, dolayısıyla ortak bir noktada anlaşmak gerektiğine, karşı tarafın müzakerelerde tecrübeli olmasının bizim açımızdan sorun olabileceği gibi zamanı iyi kullanmanın, lobicilik ve envanterinde önemine dikkat çekmiştir.BAHÇIVAN , bizdeki ve AB’deki kaynakların sınırlı olduğunu, bu nedenle kaynakları verimli kullanmamız gerektiğini, verimliliği sağlamanın ve kayıtdışılığı önlemenin çok önemli olduğunu, geçmiş tecrübelerden ve yurt içi ve dışı danışmanlardan yararlanılması gerektiğini, Sivil Toplum Örgütlerine de çok görev düştüğünü ifade etmiştir.
Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Ali Kemal AYDIN, uyum sağlayacağımız AB müktesebatının Birliğin kurucu anlaşmaları, bunlara bağlı olarak çıkarılan ikincil mevzuatı, kararlar, ortak eylem, tutum ve uluslararası anlaşmaları kapsadığını belirtmiştir.AYDIN ayrıca tarama süreci, başlıkların açılması ve kapanması gibi müzakerelerin işleyiş süreci hakkında da genel bir bilgi vermiştir.
Oba Danışmanlık temsilcisi İskender ARUOBA, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın idari mekanizmasının AB ile uyumlaştırılması gerektiğini belirterek, bu yöndeki çalışmalara şimdiden başlanması gerektiğini ifade etmiştir. ARUOBA, AB kapsamında balıkçılık ve su ürünlerinin tarımdan ayrı bir genel müdürlük olarak yapılandığını ve 4 grup şeklinde çalıştığını belirterek, bu gruplardan birinde sivil toplum örgütlerinin temsil edildiğini ve karar alma sürecinde yer aldığını ifade etmiş , Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nda da sivil toplum örgütlerinin yer aldığı bir karar mekanizması oluşturulması gerektiğini dile getirmiştir.
A.Ü. Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuğrul ARAT, konuşmasının başında, Güven ERDAL, Doç. Dr. Nazmi DEMİR, Fatma CAN ve Ali Kemal AYDIN tarafından dile getirilen görüşlere katıldığını belirtmiştir. Ayrıca, müzakerelerin ve uyumun birbirinden farklı kavramlar olduğunu ancak uyum olmadan müzakerelerin başlayamayacağını ifade ederek, her anlaşmanın müzakereler sonucunda elde edildiğini dile getirmiş ve müzakerelere hazırlık açısından, öncelikle bir uyum raporu hazırlanması ve buna bağlı olarak bir eylem planı ve takvim oluşturulması gerektiğini bildirmiştir. ARAT, buna ilaveten, AB ile ilgili olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nda bir istihdam düzenlemesi yapılması ve bu kapsamda tarım hukukçusu yetiştirilmesi gerektiğini belirtmiş ve AB ile ilgili eğitim ve tanıtım faaliyetlerinin önemini vurgulayarak çiftçilerin yanı sıra basın ve yargının da AB konusunda bilgilendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.
Gazeteci-yazar Prof. Dr. Deniz GÖKÇE, tarım alanında AB’ye uyum açısından sosyal ve siyasal boyutun da önemli olduğunu belirtmiş , bilgiye sahip olmanın yanı sıra bilginin uygun yerlere ulaştırılmasının da gerekli olduğuna değinerek, basının doğru bilgilendirilmesinin, kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından en etkin yol olduğunu ifade etmiş ve sadece içteki kamuoyunun değil, AB kamuoyunun da bilgilendirilmesinin önemini vurgulamıştır.
TÜSİAD temsilcisi Rint AKYÜZ, AB’yi kuran yapı taşlarının devletler, bunları bir arada tutan harcın ise ekonomi olduğundan bahisle, tarımsal ürün hacmi açısından AB ile ülkemizde aynı ürünlerde üretim fazlası, aynı ürünlerde üretim açığı olduğunu ve dolayısıyla menfaatlerimizin aynı yönde olmadığını, bu nedenle müzakerelerin zor geçeceğini ifade etmiştir. Buna ek olarak AKYÜZ, veri tabanı konusuna dikkat çekerek, kullanacağımız rakamların yeknesak ve güvenilir olmasının, müzakerelerde tutarlı olunmasının, iç ve dış lobicilik faaliyetlerinin ve kalıcı profesyonel kadroların önemine vurgu yapmıştır.
MÜSİAD temsilcisi Yunus AKSU, tarım sektöründe güçlü ve zayıf yanlarımızı ortaya koyan bir analiz yapılması ve üretimin yanı sıra pazarlamanın da destek zincirine dahil edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, sektör ve alt sektörlerde, hatta ürünler bazında bir çalışma timi oluşturulmasını ve bu timin üreticileri temsilen bir kişi, sanayicileri temsilen bir kişi, üniversitelerden bir kişi, Bakanlığı temsilen bir kişi ve sivil toplum örgütlerinden bir kişi olmak üzere toplam 5 kişiden oluşmasını önermiştir.
Edirne Milletvekili Prof. Dr. Necdet BUDAK, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın bir hazırlık şeması oluşturması gerektiğini, rekabet edebilirliğin önemli olduğunu belirterek meyve ve sebze gibi rekabet edebileceğimiz alanlarda çalışmalar yapmamız ve AB’nin tarım politikasını , tarım mevzuatını çiftçilere anlatmamız gerektiğini ifade etmiş ve bu çerçevede medyanın da destek olmasının yanısıra sosyal güvenliğin de önemine vurgu yapmıştır.
Mersin Milletvekili Prof. Dr. Ömer İNAN, AB’ye üye olsak da olmasak da tarım konusunun çok önemli olduğunu ve her halükarda AB’ye mal satabilmek için AB standartlarına uyum sağlamamız gerektiğini ve AB’ye uyumla birlikte yapısal uyumun da gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğunu dile getirmiş, AB’ye uyum kapsamındaki alt çalışma gruplarının ürün bazında oluşturulmasını ve söz konusu ürünle ilgili menfaatleri çakışan veya çatışan her türlü birimin bu gruplara dahil edilmesini vurgulamıştır.İNAN, tarım sektörüyle ilgili her türlü kurum ve kuruluşun bir listesinin temin edilmesinin faydalı olacağını bildirmiştir.
ODTÜ İktisat Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Halis AKDER, farklı bir müzakere süreciyle karşılaşacağımızı, müzakereler tamamen bitmeden geriye dönüşün her zaman mümkün olduğunu ve müzakerelerde asıl önemli konunun “Türkiye’nin tam üyelik maliyetini kimin ödeyeceği?” sorusunun cevabı olduğunu, uygulamada ne kadar çok geçiş süresi istersek üyeliğin o kadar uzayacağını söylemiştir. AKDER , tarım sektöründeki müzakerelerin konunun zor olması sebebiyle geç başlayacağını, tarımla ilgili diğer sektörlere ilişkin konuların önce görüşülmesi durumunda, o konulara öncelik verilebileceğini ifade etmiş ve çay, fındık gibi AB’de üretilmeyen ürünlerin müzakerelerde görüşülmesi amacıyla şimdiden hazırlık yapılması ve tam üye olunduğunda nasıl bir Türkiye istendiğine dair bir hedefin mutlaka çizilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
I. tur görüşmelerin tamamlanmasının ardından kısa bir değerlendirme yapan Bakan Sayın Sami GÜÇLÜ, her düzeyde eğitimin çok önemli olduğunu ve bu çerçevede üniversiteler bünyesindeki enstitülerin bu çalışmalara kurumsal kapasite olarak katılması gerektiğini vurgulamış ve tarım sektörünün durumuna ilişkin fotoğrafın netleştirilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Bakanlığın imajının değiştirilmesine ilişkin olarak isim değişikliğine gidileceğini ama öncelikle zihniyet değişikliğinin sağlanması gerekliliğini dile getiren Bakan GÜÇLÜ, görüşmelerde gündeme gelen hayvancılığın iyileştirilmesi, çiftçi eğitimi, ihtisaslaşma, etki analizleri yapılması, geçici derogasyonlar, altyapının ve kurumsal yapıların geliştirilmesi, kayıt sistemi oluşturulması gibi konularda halihazırda çalışmalar yapıldığını ifade ederek hayvancılık alanında 2004-2009 yılları arasında köklü değişiklikler yapılmasının planlandığını ve geçen sene 200 trilyon TL’nin hayvancılığa aktarıldığını, bu rakamın bu yıl 600 trilyona çıktığını, dolayısıyla Bakanlığımızın konuya hassasiyetle yaklaştığını belirtmiştir.
Tartışmaların II. Turunda, ilk turdaki görüşlere ilave edilmek istenen düşünceler ve daha ziyade müzakereler sırasında yapılması gerekenlere ilişkin fikirlerin ele alınması kararlaştırılmıştır.
İlk olarak söz alan Uğur GÜRSES, veri sağlama konusunun önemine, müzakereler için siyasi iradenin gerekliliğine, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasında fayda olduğuna, iç kamuoyunun önemine ve işgücü piyasası için eğitim programı düzenlenerek AB’den katkı istenebileceğine değinmiştir.
Doç. Dr. Cemil ERTUĞRUL, AB ülkelerinde Tarım Bakanlıklarının tarım sektörüne ilişkin bütün konulardan sorumlu olduğunu, ancak ülkemizdeki yapının çok dağınık olduğunu ve tarımla ilgili bütün konuları tek bir Bakanlık altında toplayacak bir yapılanmaya ihtiyaç duyulduğunu, kırsal kalkınma konusunun da tarımın altında olması gerektiğini söyleyerek, etkili bir çiftçi örgütlenmesinin şart olduğunu ve bunun AB imkanlarından yararlanmak için de gerekli olduğunu belirtmiştir.ERTUĞRUL, Türkiye’nin çay, antepfıstığı ve fındık gibi bazı ürünlerde Topluluğu tamamlayıcı olacağını, ancak AB müktesebatında yer almayan bu gibi ürünlerle ilgili olarak derogasyon elde etme yönündeki hazırlıklara şimdiden başlanması gerektiğini söyleyerek AB’de Türk tarımı hakkında yanlış algılamalar bulunduğunu ve son olarak, bazı konularda, AB’ye girdikten sonra sorunları halletme gibi bir strateji izlenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Ali Kemal AYDIN, iletişim stratejisinin önemini tekrar vurgulayarak, bu zamana kadar bu konuya ilişkin çalışmaların sürdüğünü, bu çerçevede Türkiye’nin tanıtımını AB Komisyonu’nun üstlendiğini, ayrıca artık resmi olarak Türkiye ile müzakereler başlayacağı için, Türkiye’nin Avrupa kamuoyunda tanıtılmasını da AB Komisyonu’nun üstleneceğini bildirmiştir. AYDIN, idari yapıların oluşturulması için kaynak gerektiğini, AB’nin bu konuda yeni üyelere yardım sağladığını, 6 Ekim belgelerinde AB’nin Türkiye için 2007’den itibaren yeni mali perspektif çerçevesinde yeni bir katılım öncesi enstrümanı (IPA) öngördüğünü ifade etmiş, ancak bunun için düşünülen miktarın yeterli olmadığını ve artırılması gerektiğini belirterek, ulusal bütçeden ayrılacak kaynağın önemine de dikkat çekmiştir.
Erdal BAHÇIVAN, önceden tarıma kredi sağlayan tek bankanın T.C Ziraat Bankası olduğunu, ancak yakın zamanda Avrupa’nın en büyük tarım bankalarından biri olan Rabobank’ın Şekerbank ile birleşmesinin tarıma kaynak aktaran bankacılık sisteminin Türkiye’ye gelmesi anlamında sevindirici bir gelişme olduğunu belirterek ve tarımsal sigortacılığın önemini vurgulamıştır.
İskender ARUOBA, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının balıkçılık konusundaki karar mekanizmalarında sivil toplum örgütlerinin daha fazla yer almak için çalışmalar yapması gerektiğine ve balıkçılık konusuna ülkemizde AB’deki kadar önem verilmediğine işaret etmiştir.
Prof. Dr. Tuğrul ARAT, İspanya’nın AB’ye katılımı sırasında Fransa’nın takındığı olumsuz tutumu örnek göstererek, Türkiye’nin katılımı sırasında da bu tür bir direncin olabileceğini, dolayısıyla Türk tarımının AB toplumuna çok iyi ve doğru şekilde anlatılmasının uygun olduğunu söyleyerek hazırlıkların hemen başlaması gerektiğini vurgulamıştır.
İlk turda söz alamayan gazeteci-yazar Prof. Dr. Mehmet ALTAN, bu turda görüşlerini ifade etme olanağı bularak, müzakere sürecinin iki ayrı hukukun uyumlaştırılması süreci olduğunu belirtmiş ve bu süreçte Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın önemli ve zor bir rol üstlendiğini ve bu rolün zorluğunu topluma ve hükümete anlatmak açısından aynı süreçten geçmiş olan ülkelerden ve Komisyon’dan yardım alınabileceğini hatta bu ülkelerle şimdiden irtibata geçilmesinin faydalı olacağını ifade etmiştir.
Prof. Dr. Halis AKDER, bu oturumda katılımcılara bir form dağıtılacağını ve bu çerçevede iki konunun değerlendirileceğini belirtmiş; bunlardan birincisinin bundan sonraki toplantılara halihazırda toplantıda bulunan katılımcıların dışında kimlerin katılması gerektiğinin cevabını, ikincisinin ise o ana kadar yapılanların özetini içereceğini dile getirmiştir.
Rint AKYÜZ, müzakerelere hazırlanırken üç ülke (Macaristan, Polonya ve Bulgaristan) üzerinde yoğunlaşmamız gerektiğini söyleyerek , Polonya’nın büyüklük açısından Türkiye’ye çok benzer bir ülke olduğu ve müzakerelerde dengeli bir yol izlediği için; Macaristan’ı özellikle kotalar konusunda çok önemli ve yepyeni imkanlar ve avantajlar elde ettiği için; Bulgaristan’ı ise elinde olan bütün avantajlarını kaybettiği için incelemeye değer olduğunu ifade etmiş ve kotalar konusunda ciddi çalışma yapılması gerektiğini, belki bizim hedeflediğimiz 2015 yılında kota diye bir kavramın kalmayacağını ama bizim olacakmış gibi hazırlanmamız gerektiğini vurgulamıştır.AKYÜZ destekleme konusunda ise, fiyat kullanarak destekleme olayına son vermemiz gerektiğini ifade etmiştir.
Yunus AKSU, işletmelerimizin AB sürecine zaten girdiğini; ihracatımızın artışının da bunun bir göstergesi olduğunu belirterek ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın KOSGEB benzeri bir destek mekanizmasını harekete geçirmesi gerektiğini, AB’ye ihracat yapan işletmelerin desteklenebileceğini, KOBİ’lerimizin bilgiye ve krediye ihtiyacı bulunduğunu dile getirmiştir.
Ömer ŞENGÜLER, Türkiye’de etin AB etinden % 300 daha pahalı, sütün ise AB sütünden % 30 daha pahalı olduğunu belirterek; bu nedenle hayvancılığın öncelikle ele alınması gereken bir konu olduğunu, önümüzdeki 5 yılın hayvancılık açısından çok önemli olduğunu, son 30 yılda büyükbaş hayvan sayımızın 16 milyondan 10 milyona; küçükbaş hayvan sayısının 55 milyondan 25-30 milyona düştüğünü, hayvan sayısının artırılması gerektiğini; bunun bir bölümünün damızlık ithali yoluyla yapılmasını, Türkiye’ye bugüne kadar et ırkı hayvanların getirilmediğini, bu konuya önem verilmesi gerektiğini, Türkiye’nin proteince zengin et ve süt ürünlerinde AB’ye ihracat yapma şansının olmadığını belirtmiştir. Bir başka önemli sorunun lojistik olduğuna değinen ŞENGÜLER, şap nedeniyle ihracat yapamadığımızı, bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğini, Türkiye’de AB standardında kamyon ve TIR olmadığını ifade ederek, ayrıca karkas nakliyesinin yasaklanacağını, her kesimhanenin bir parçalama ünitesi olması gerektiğini, dolayısıyla bunlara da hazırlık çalışmalarının yapılmasının yararlı olacağını dile getirmiştir. Son olarak ŞENGÜLER, akredite laboratuarların teşvik edilmesinin önemine vurgu yapmıştır.
Ömer ŞENGÜLER’in ardından Bakan Sayın Sami Güçlü, tarım havzaları çalışmasının planlama açısından tamamlandığını, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile bir araya gelinerek çalışmaya son şeklinin verileceğini, hayvancılık, yağlı tohumlar, narenciye, sebze vb. alanlar yaratılacağını, hayvan ıslahı konusunda bugüne kadar uygulanan yöntemin dışına çıkılacağını, bu konuya kamu eliyle çözüm getirmenin yeterli olmayacağının fark edildiğini, bu amaçla 3.000’e yakın sözleşmeli veteriner hekim istihdam edileceğini belirterek hayvan hastalıkları sorununun ilk kez ciddi olarak ele alınacağını, konunun özel bir grup halinde tartışılacağını ve bu sektöre yönelik köklü değişiklikler yapılacağını dile getirmiştir.
Prof. Dr. Engin SAKARYA, hayvancılığa önemli bir kaynak aktarıldığını fakat bunun planlı olarak dağıtılmadıkça çözüm olmayacağını, bunun için büyüme eğilimi olan işletmelere yönelik projeler yaparak bu kaynağın verimli değerlendirilmesi ve kooperatif modeline gidilmesi gerektiğini dile getirerek, hayvan hareketlerinin önüne geçilirse hayvan hastalıklarının da çözümleneceğini ve besicilik içinse lokalizasyona gidilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Prof. Dr. Erkan BENLİ, sulama konusuna dikkat çekmiş; tarımsal verimlilikte en önemli girdinin su olduğunu, rekabet şansı yakalamamız için sulamaya önem verilmesini, sadece GAP bölgesine odaklanmayıp küçük su havzalarına da önem vererek sulama alanlarımızın büyütülmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Prof. Dr. Fatih YILDIZ, izlenebilirlik sisteminin kurulmasının önemine değinmiş; DNA teknolojileri, RFI teknolojisi, GPS, GIS, RS teknolojilerinin Türkiye’ye girmesi gerektiğini, Türkiye’de bu işi profesyonelce yapan firmalardan da yararlanılabileceğini dile getirmiştir.
Prof. Dr. Erol ÇAKMAK, tarım politikasını oluştururken geniş ölçekli düşünülmesi gerektiğini, kırsal kalkınmaya önem verilmesini, yeni üye olan 10 ülkede ana ürünlerde üye olmadan önceki fiyatların AB’den daha düşük, bizde ise aksine yüksek olduğunu ve düşürülmesi gerektiğini, müzakereler başlayınca tarım ürünlerinde Gümrük Birliği konusunun gündeme geleceğini, bunun görüşmelerle belirleneceğini, hazırlıklı olmamız gerektiğini, bizim AB’ye karşı sorumluluklarımız olduğunu, anca AB’nin de bize karşı sorumlulukları olduğunu, kaynakların projeye dayalı olarak geleceğini ve bu kaynakları kullanmaya uygun olmayan altyapımızın düzeltilmesi gerektiğini söylemiştir. ÇAKMAK, ayrıca, “tüketicinin istediğinin üretilmesi” şeklinde bir zihniyet değişikliği yapılması ve Türk tarımının sorunlarının nedenlerine inilmesi gerektiğini, bir tarafta geçimlik ve yarı geçimlik üretim yapan işletmeler varken diğer tarafta ihracat yapan büyük işletmeler olduğunu ve desteklemelerde büyük işletmelere öncelik verilmesinin uygun olacağını belirtmiştir.
Fatma CAN, etki analizi raporunda, Türkiye’nin üyelik sonrasında tarım ürünlerinde sınır korumaları birden kaldırılırsa çok ciddi bir ekonomik şok yaşayacağının belirtildiğini ve bu nedenle tarım ürünlerinde yavaş yavaş liberalizasyona gidilmesi gerektiğini, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın AB fonlarından yararlanarak 2005 yılında bir kırsal kalkınma planının hazırlıklarına başlayacağını, sektörde ve kırsal kesimde işin içinde olan insanların kendi ihtiyaçlarını belirleyip projeleri hazırlamasının önemli olduğunu, çiftçilere bu konuda destek verilmesi gerektiğini söylemiştir.CAN, ayrıca önümüzdeki yıl kırsal kalkınma ödeme kurumu kurulması çalışmalarının başlayacağını, 2007’den sonra da AB fonlarından (IPA) yararlanmaya başlayacağımızı, ancak tarımın desteklenmesi açısından, AB fonlarının yanı sıra ulusal bütçeden de para aktarılması gerektiğini, hayvan hastalıklarıyla ilgili özel düzenlemelerin olduğunu, brucella ve şap için ciddi para ayırmamız gerektiğini, gıda işleme tesisleri için aday ülkelerin geçiş süreleri aldığını, bizim de bunları değerlendirmemiz gerektiğini ve son olarak, müzakere pozisyonu ve etki analizi raporu hazırlanırken ilgili sektörün görüşünün alınması gerektiğini dile getirmiştir.
Ali Kemal AYDIN, etki değerlendirmesinin önemli olduğunu belirterek , İtalya’nın “Türkiye üye olduğunda İtalyan tarımı nasıl etkilenecek?” konulu bir çalışma başlattığını ülkemizinde bu çalışmalardan yararlanabileceğini ifade etmiştir. AYDIN, ayrıca, üyelik müzakereleri başladığında, Gümrük Birliği kapsamında olmasa bile, tarım ürünleri ticaretinin liberalleştirilmesi yönünde AB’nin talepleri olacağını ve buna hazırlıklı olmamız gerektiğini belirtmiştir.
Nazmi DEMİR, 7 adet çalışma grubunun halihazırda çalışmakta olduğunu, ancak bu sayının 20-25’e çıkarılması gerektiğini belirterek ürün bazında çalışmanın önemine vurgu yapmıştır. DEMİR ayrıca, müzakere sürecine katkı sağlayabilecek yetkin kişilerin araştırılmasına devam edilmesinin ve mümkün olan her türlü desteğin sağlanmasının önemine dikkat çekmiştir.
Güven ERDAL, tesis edilen komitelerin nasıl çalışacağının belirlenmesini , zaten üzerinde yeterince yük olan bürokrasinin yalnız bırakılmaması gerektiğini , bu konuda sivil toplum kuruluşlarına ve derneklere büyük görev düştüğünü belirtmiştir.
Müsteşar Haşim ÖĞÜT, 2006-2010 Strateji Belgesi’nde yer alan birkaç noktaya değinerek, kırsal kalkınma planımızın, ulusal önceliklerimizi de dikkate alarak AB’nin kırsal kalkınma planı ile uyumlu bir şekilde hazırlandığını dile getirmiştir. Kırsal kalkınma desteklerinin önemini vurgulayan Müsteşar ÖĞÜT, tarımsal çevre konusunun da bu destekler çerçevesinde dikkate alınacağını belirtmiş , yatırımlar konusunda ise devletin çiftçi ile masraf paylaşımına yönelik bir proje başlattığını bildirmiştir.
İskender ARUOBA, Brüksel’deki danışmanlık firmalarıyla işbirliği yapılmasının çalışmaları hızlandıracağına ve özel sektöre danışmanlıktan ziyade karar ortağı şeklinde yaklaşılmasının daha doğru olacağına inandığını belirtmiştir.
Uğur GÜRSES, “tarım zor olacak” tarzı söylemlerde bulunulmaması gerektiğini, kendi envanterimizi çıkarmadan bunun deklare edilmesinin yanlış olacağını ifade ederek, diplomasinin devam ettiğini söylemiştir.
Bakan Sayın Sami GÜÇLÜ, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde görev yapan nitelikli personelin de Bakanlığın imajını olumlu yönde etkileyeceğine inandığını belirterek, AB Uzmanı Arzu YÜRÜKÇÜ’ye söz vermiştir. YÜRÜKÇÜ, çalışmalarda ihtisaslaşmanın ve devamlılığın önemine dikkat çekerek katılımcılardan bu konuya gereken hassasiyeti göstermelerini rica etmiştir.
Bakan Sayın Sami GÜÇLÜ ayrıca, Koruma ve Kontrol Genel Müdürü Dr. Nihat PAKDİL’in de görüşlerine başvurmuştur. PAKDİL, konunun sadece mevzuat uyumu olarak görülmemesi gerektiğini, gıda güvenliği ve tüketici sağlığı hususlarının da dikkate alınması gerektiğini belirterek çalışmalar hakkında kısaca bilgi vermiştir. Hayvan hastalıkları konusunda çalışmaların yoğun bir şekilde sürdüğünü, bununla birlikte genel tablonun çok iyi olmadığını söyleyen PAKDİL, gerekli iç desteğin sağlanması halinde AB’nin de büyük katkılar sağlayacağını belirtmiştir. PAKDİL ayrıca, bitki hastalıkları konusunda da çalışmaların sürdüğünü belirterek zirai mücadele ilaçları konusunda yapılan çalışmalar hakkında da bilgi vermiştir.
Prof. Dr. Necdet BUDAK, tarımla ilgili siyaset yapmanın çok kolay gözüktüğünü, ancak asıl önemli olanın yapılan çalışmaları bilgi ve sağduyu ile TBMM ve kamuoyunda açıklamak olduğunu ifade etmiştir.
Prof. Dr. Fatih YILDIZ, uluslararası platformda bizimle birlikte çalışacak uzman bulmanın faydalı olacağını, Türkiye’nin artık uluslararası boyuta ulaşmak zorunda olduğunu ve bunun aynı zamanda bir lobi faaliyeti işlevi de göreceğini belirtmiştir.
Son olarak Bakan Sayın Sami GÜÇLÜ, bu genel toplantının ardından ihtisaslaşmış, daha küçük gruplar halinde toplanmak gerektiğini ve bunun sistemli hale dönüştürülmesinin yararlı olacağını belirtmiştir. Çalışmaların halihazırda gruplar halinde yürütüldüğünü ve bu yöntemi daha da verimli kılmanın yollarının araştırıldığını belirten Bakan GÜÇLÜ, çekirdek bir kadro, buna danışmanlık yapacak daha geniş bir kadro ve bunların altında da teknik kadronun yer almasının planlandığını dile getirmiştir.
Tartışmaların sonucunda, ele alınan konuları ve dile getirilen fikirleri özetleyen bir sonuç ve değerlendirme metni hazırlanmış ve katılımcıların görüşleri doğrultusunda metne son hali verilmiştir. Bu metin, bundan sonra yapılacak çalışmalara temel teşkil edecek ve ışık tutacaktır.