AB TARIM MÜZAKERELERİNE HAZIRLIK VE MÜZAKERE SÜRECİNDE TARIM ÜZERİNE TARTIŞMA III. TOPLANTISI ÖZETİ

 

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından 12 Şubat 2005 tarihinde Ankara’da Bakan Sayın Sami GÜÇLÜ Başkanlığında düzenlenen “AB Tarım Müzakereleri Hazırlık ve Müzakere Sürecinde Tarım Üzerine Tartışma” konulu toplantıya, TBMM’den, sivil toplum kuruluşlarından ve ağırlıklı olarak üniversitelerden davet edilen konuşmacılar ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığının üst düzey bürokratları ve AB konusunda çalışan Uzman ve Uzman Yardımcıları katılım sağlamıştır.

 

Toplantı, saat 9.30’da Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami GÜÇLÜ’nün açılış konuşması ile başlamıştır. Bakan Sayın Sami Güçlü, konuşmasına, bu toplantının, ilki akademisyenler, sanayiciler ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin katılımıyla 29 Ocak 2005 tarihinde ve ikincisi tarım sektörüyle ilgili meslek kuruluşları temsilcilerinin katılımıyla 5 Şubat 2005 tarihinde düzenlenen toplantıların devamı niteliğinde olduğunu belirterek başlamış ve toplantıda, 3 Ekim 2005 tarihinde başlayacak olan müzakerelere nasıl hazırlanmamız gerektiğinin ve müzakere sürecinde karşımıza çıkabilecek muhtemel konular ile bunların nasıl ele alınacağının tartışılacağını belirtmiş, müzakere sürecinde en büyük katkıyı ve sorunlara yönelik çözüm önerilerini üniversitelerden beklediklerini, bu toplantıların toplum içinde işbirliği yapılabilecek kurum, kuruluş ve kişilerle tanışma, bağlantı kurma ve işbirliği yapma konusunda çok faydalı olduğunu ifade etmiştir.Bakan GÜÇLÜ katılımcılardan, AB’ye uyum çalışmaları sırasında nasıl bir işbirliği içerisinde olunmasını ,  tarım sektörüne ilişkin sorunlar ve çözüm önerileri ile önceliklerimizin neler olması gerektiği hususunda fikir üretmelerini beklediğini dile getirmiştir.

 

Daha sonra Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Haşim ÖĞÜT tarafından AB tarım mevzuatı, Türkiye ve AB tarım sektörleri arasındaki farklılıklar, AB mevzuatına uyum çalışmaları ve uyum konusundaki öncelikler gibi konuları içeren bir sunuş yapılmıştır.

 

Sunuşun ardından Bakan Sayın Sami GÜÇLÜ, toplantıda bulunan değerli milletvekillerinin konuya gösterdiği ilgiden büyük memnuniyet duyduğunu ve kendilerinden parlamento aşamasında da destek beklediğini ifade ederek, tarımla ilgili görüşmelere müzakere sürecinin hangi aşamasında başlanması gerektiği konusunda katılımcıların düşüncelerini ifade etmelerini de rica etmiştir.

 

Tartışmaların I. turunda söz alan ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis AKDER, 5 Şubat 2005 tarihinde gerçekleştirilen toplantıda dile getirilen konuları kabaca 4 kategoride değerlendirdiğinden bahisle, bu konuları, tarım sektöründeki yapısal sorunlar; AB’nin gelecekteki tarım politikalarına ilişkin bir perspektife sahip olunması ve buna göre ulusal tarım politikasının şekillendirilmesi ve bunun sürekli hale getirilmesi; müzakere sürecinin asimetrik, teknik ve çerçevesinin iyi çizilmiş bir süreç olması gerçeğinden hareketle, asıl olarak, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kapsamındaki müzakerelerin de dikkate alınması ve kendi aramızdaki müzakere, yani müzakere edilecek diğer konular içerisinde tarımın yeri olarak ifade etmiştir. AKDER ayrıca, “AB karşısında Türk tarımı” denildiğinde, bir kurallar bütününün anlaşılması gerektiğini, coğrafi, fiziki, ekonomik ve sosyal açıdan üye devletlerin koşullarının birbirinden farklı olduğunu, sabit olan şeyin kurallar olduğunu ve önerilerde bulunduğumuzda bu sistemin içindeymişiz gibi düşünmemiz gerektiğini belirtmiştir.

 

Bakan Sayın Sami GÜÇLÜ’nün, AB’ye üyelik sürecinde ülkemizin DTÖ’deki pozisyonunun ne olacağına ilişkin sorusu üzerine AKDER, AB’nin tarım politikasının en çok değiştiği alanın DTÖ Tarım Anlaşması platformu olduğunu, halihazırda ülkemizin gelişme yolundaki ülke (GYÜ), AB’nin ise gelişmiş ülke statüsünde olduğunu, müzakereler neticesinde GYÜ olacağımızı, bunu da göz önünde bulundurarak pozisyon belirlememiz gerektiğini ifade etmiştir.

 

İzmir Ekonomi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türkiye-AB Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Haluk GÜNUĞUR, geçen haftaki toplantıda dile getirmiş olduğu hususları yinelemiş ve müzakerelerin çok uzun süreceğini, tarımın öncelikli görüşülecek dosyalardan olmasının önemini, müzakere heyetinde, Başmüzakereci Yardımcıları olarak, bir hukukçu, bir diplomat ve Müsteşar veya Müsteşar Yardımcısı düzeyinde bir tarım temsilcisinin bulunması gerektiğini ve daha alt kademelerde, yabancı dil ve özellikle Fransızca bilen uzmanların yetiştirilmesinin şart olduğunu, kalıcı derogasyon kavramının AB hukuku ile bağdaşmadığını, bunların ancak geçici dönemler için getirilebileceğini ve kalıcı derogasyon getirilse bile her zaman  Adalet Divanına başvurulup, davanın kazanılabileceğini belirtmiştir.

 

ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol ÇAKMAK, müzakerelere hazırlık sürecinde iyi bir takım oluşturmanın önemine dikkat çekerek, bu takımın bir senfoni orkestrası gibi düşünülmesi gerektiğini ve bu bağlamda şefin çok önemli olduğunu vurgulamıştır. ÇAKMAK, ayrıca, AB ve DTÖ süreçlerinde farklı kurumlar tarafından yürütülen çalışmaların birlikte ve uyum içinde yürütülmesi ve kopukluk yaşanmaması gerektiğini belirtmiştir.

 

Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rıdvan KARLUK, öncelikle, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararının kamuoyunda Gümrük Birliği Anlaşması olarak bilinmesi sebebiyle terminolojik ve kavramsal bir hata yapıldığını, bu metnin bir anlaşma olmadığını, bizi bağlayan asıl iki metnin Ankara Anlaşması ve Katma Protokol olduğunu hatırlatmıştır. Doha Kalkınma Gündemi içinde yer alan konuların AB süreci ile birlikte ele alınması gerektiğine de dikkat çeken KARLUK, AB Ortak Tarım Politikası’nda (OTP) 2005 yılından itibaren değişiklikler yaşanacağını, çiftlik bazında doğrudan ödeme planı uygulanacağını, ürün bazında desteklerin kalkacağını, ülkemiz için stratejik ürünler olan tahıl, et ve süt ürünlerine öncelik verildiğini, ancak AB’nin hiçbir zaman tarım ürünleri ticaretini tam olarak liberalleştirmediğini, hala korumacı olduğunu ve tarife dışı engeller de uyguladığını,  Türkiye’nin yeni bir sayfa açıp, politikalarını korumacılık hususu da dahil olmak üzere, AB’deki değişimlere göre şekillendirmesi gerektiğini, oysa ülkemizde özellikle destekler konusunda zıt uygulamalara gidildiğini, kırsal kalkınmanın gözardı edilmemesi gerektiğini ifade etmiştir.

 

Buna karşılık Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Haşim ÖĞÜT, 2006-2010 yıllarını kapsayan Tarım Stratejisi bağlamında desteklemeler konusu düzenlenirken, DTÖ ve AB’deki gelişmelerin de dikkate alınarak çevre ve kırsal kalkınmanın ön plana çıkarıldığını dile getirmiştir.

 

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemal TALUĞ, tarımın ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan önemli bir yere sahip olduğunu, bu nedenle müzakerelere hazırlık sürecinde her kesimden temsilcinin yer alması gerektiğini , Türk tarımdaki bilgi açığı ve kayıtsızlık sorununun çok önemli olduğunu belirtmiştir.TALUĞ ,  bilgi yoğun bir tarımın yaratılması ve bu şekilde bir dönüşüm sağlanması, tarımsal yayım ve araştırmaya önem verilmesi ve özel bir tarımsal yayım ve danışmanlık sistemi kurulması gerektiğini belirterek, araştırma konusunda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile üniversiteler arasında işbirliği yapılmasının faydalı olacağını ve Türkiye’nin tarımsal innovasyon kapasitesinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

 

Gazeteci ve Program Yapımcısı Meliha OKUR, tarımla ilgili kurumlar arasındaki koordinasyon,  bilgi akışı ve dayanışma eksikliği sorunları ile doğru ve tam tarımsal verilere ulaşmanın güçlüğünü vurgulayarak, kamuoyuna bilgi akışının sağlanması, tarımla ilgili finansal konularda tartışmalar yapılması, yetki dağınıklığının giderilmesi ve güçlü sivil toplum kuruluşlarının aktif olarak çalışmalara katılması gerektiğini dile getirmiştir.

 

TRT Bu Toprağın Sesi Programı Yapımcısı Esin CAVLAK, AB ile Türk tarımı arasındaki farklılığa vurgu yaparak, neye entegre olmaya çalıştığımız kadar, neyi entegre etmeye çalıştığımızın da önemli olduğunu, asıl hedef kitle olan çiftçilere ulaşmanın en önemli ve doğrudan yolunun televizyon olduğunu, bu bağlamda, tarımla ilgili yayın yapan bir TV kanalı kurulmasının çok yararlı olacağını, “köylü” programı zihniyetinden vazgeçilerek, bu kanalın her türlü formatta programlar yapması ve programların yayın saatinin de düzgün ayarlanması gerektiğini dile getirmiştir.

 

Bahçeşehir Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eser KARAKAŞ, müzakere tabirinin iyi yorumlanması gerektiğini, müzakerelerin içerikten ziyade, müktesebatın üstlenilmesine ilişkin bir takvim pazarlığı olduğunu, OTP ve DTÖ Tarım Anlaşması konularında tam zamanlı olarak çalışacak iki grup oluşturulması, tarımla ilgili sağlıklı istatistikler sağlanması, tarımdan çekilecek nüfusa yeni istihdam olanakları sağlanmasına ilişkin çalışmalar yapılması ve müzakere süreci hakkında toplumun çok iyi bilgilendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

 

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Vahap KATKAT, klasik ifade ile AB’nin “hareket halinde bir hedef” olduğunu hatırlatarak, AB’ye uyum yolunda çıkarılan yasaların da AB’deki gelişmeler göz önüne alınarak, sürekli güncellenmesi gerektiğini, AB konusunda çalışan elemanlar için müstakil bir birim olması ve bu kişilerin eğitilmesi konusunda üniversitelerle işbirliği yapılması, bu bağlamda araştırma enstitüleri ile üniversiteler arasında özel bir koordinasyon ve ortak çalışma gerektiğini söylemiştir.KATKAT ,  Uludağ Üniversitesi bünyesinde AB ile ilgili halihazırda çalışmalar yürütüldüğünü ve bu çalışmaları sunabileceklerini belirtmiş , gıda güvenliği, tarım sigortası ve arazi toplulaştırması konusunda destek sağlayabileceklerini ifade etmiş ve son olarak doğru tarım istatistikleri oluşturulması konusundaki çalışmaların hızlandırılmasının önemine dikkat çekerek, Üniversiteleri bünyesinde Çiftlik Muhasebe Veri Ağı (FADN) konusunda bir proje hazırlandığını ve bu çalışmanın TÜBİTAK tarafından basılıp dağıtıldığını söylemiştir.

 

Bunun üzerine Bakan Sami GÜÇLÜ, üniversitelerin AB’ye uyum konusunda yaptıkları çalışmaların çok önemli olduğunu ve bunlardan faydalanmak istediklerini ifade etmiş ve yüksek lisans tezlerinde etki analizlerinin yaptırılmasını istemiştir.

 

Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Servet MUTLU, AB üyeliğinin en çok tahıl ve hayvancılık sektörleri üzerinde olumsuz etkisinin olacağını, bu nedenle geçiş sürecinde gerekli tedbirlerin alınmaması halinde, bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde durumun daha da kötüleşeceğini, bu bağlamda, mera ıslahına şimdiden başlanılması, marjinal arazilerin birleştirilmesi ve işletme ölçeğinin büyütülmesi için bir fon kurulması gerektiğini, istekli ve belli koşulları yerine getiren çiftçilere destek olunarak işletmelerin büyütülebileceğini ve yayım hizmetlerinin etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için özel danışmanlık hizmetlerinden faydalanılabileceğini belirterek AB sürecinin “köylüden çiftçi yaratmak” anlamına geldiğini ifade etmiştir.

 

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Işık KANSU, bir yorumda bulunmayacağını, sadece gazetelerinin aylık tarım ve hayvancılık dergisi için tartışmalarda gündeme gelen görüşleri dinlemek üzere toplantıda bulunduğunu beyan etmiştir.

 

Hasat Dergisi’nden Seyfettin BATAL, AB üyelik müzakereleri ile birlikte, tarım konusunun eskiye nazaran kamuoyunun gündemini daha çok meşgul ettiğini, müzakere sürecinin zorluğu konusunda çok karamsar olmadığını, kendi kendimize yaptığımız kötülüklerden vazgeçmek gerektiğini, tarım sektörümüzün AB tarımına kıyasla, dezavantajları olduğu kadar avantajları da bulunduğunu, ancak avantajlı olmadığımız ürünlerin üretimi konusunda ısrarcı olmadan önce, bu ürünleri ithal ederken maliyetini de düşünmenin ve alternatif maliyet konusunda çalışmalar yapmanın faydalı olacağını, öncelikle avantajlı olduğumuz sektörlere ağırlık vermemiz gerektiğini, AB’ye karşı belli ürünlerde ısrarcı olmamızın yanlış olduğunu, Türkiye’nin gelecekte tarım stratejisini belirlerken ürün desenini, bölgesel ve ekolojik özelliklere göre belirlemesi gerektiğini, böylece küçük işletme sorununun da bir ölçüde önlenmiş olacağını, Türkiye’de bugüne kadar desteklerin amacına ve yerine ulaşmadığını, çiftçinin cebine para koymak yerine, cebinden çıkan parayı azaltmak ve dolayısıyla girdi desteklerine ağırlık vermek gerektiğini dile getirmiştir.

 

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki KARA, tarım hukuku ve AB hukuk sistemini bilen , konusunda çalışan insanlara ihtiyacımız olduğunu ve üreticimizi AB ile rekabet edecek düzeye getirmek için eğitim konusuna önem verilmesi ve işletmelerimizin AB’de pazarlama yapacak noktaya nasıl getirileceğinin çözülmesi gerektiğini vurgulamıştır.

 

Tekirdağ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Z. Kayıhan KORKUT, tarım sektörümüzün yapısal sorunlarından bahisle, bu sorunların çözümü için bir tarımsal veri tabanı ve arazi kullanım planı oluşturulması, tarımdaki girdi desteklerinin artırılması ve miras hukukunda değişiklik yapılması gerektiğini belirterek, arazi toplulaştırmasının, üretim planlamasının, üretici örgütlerinin, tarımsal AR-GE, yayım ve danışmanlık hizmetlerinin, bölgesel dengesizliklerin giderilmesinin, kamu yönetiminde bürokrasinin azaltılmasının, çiftçilik için eğitimin zorunlu olmasının ve ürün standardizasyonunun önemine vurgu yapmıştır.  

 

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rıfat ORTAÇ, AB ve DTÖ sürecini takip ederek, onların yapılarına uyum sağlamamız gerektiği konusunda diğer konuşmacılarla hemfikir olduğunu, ancak AB’nin geçtiği süreçlerden geçmeden ve politikaların arkasındaki felsefeyi anlamadan AB’nin geldiği son noktada sürece dahil olmanın, yapısal bozukluklarımızı artıracağını, ihracata yönelik ürünlere ağırlık verilmesinin doğru olacağını, arazi parçalanması konusunda ise, köylü mülkiyeti ile işletme mülkiyetini ayırmak ve köylüden çiftçi yaratmak gerektiğini belirtmiş ve bunu sağlamak için de kurumsallaşmanın ve teşviklerin farklılaştırılması ve ürün bazında bir destek politikası uygulanmasının önemine dikkat çekmiştir.

 

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa ACAR, on yıl sonra Türk tarımını nerede görmek istediğimize dair hedefler koymadığımız takdirde, önümüzü görmenin zor olacağını, dolayısıyla neyi / nasıl / hangi araçlarla ve ne zaman yapmak istediğimize karar vermemiz gerektiğini ifade ederek, tutarlı ve detaylı bir tarımsal veri tabanına sahip olmanın ve ilgili tüm kurumların ellerindeki bilgiyi bir araya getirmenin ve sektör bazında etki analizi yapılmasının gerekliliğini vurgulamış, son olarak da müzakere akışı içerisinde tarım müzakerelerinin sonlara bırakılmasının daha uygun olacağını, zira zor alanlara baştan girerek psikolojik yıpranmaya meydan vermemek gerektiğini belirtmiştir.

 

Gazi Osman Paşa Üniversitesi  Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin KOÇ, yıllardır öne sürülen tarımda kendine yeterli az sayıda ülkeden biri olduğumuz yönündeki savın tam olarak doğru olmadığını, AB’nin sürdürülebilir bir Türk tarımı mı yoksa sürdürülebilir bir pazar mı istediğinin iyi analiz edilmesi gerektiğini, bugüne kadar verilen desteklerin amaca hizmet etmediğini ve dolayısıyla ürün bazında destekleme yoluna gidilmesinin daha doğru olacağını vurgulamıştır.

 

Ankara Milletvekili Prof. Dr. Yakup KEPENEK, Türk tarımının temel sorununun verimlilik olduğundan bahisle, gerek üniversitelerin gerekse diğer kurumların tarımda verimliliği artırmak üzere çalışmalar yapması gerektiğini belirtmiş ve üretim planlamasının önemine dikkat çekerek, bundan on sene sonra Türk tarımının nasıl olması gerektiğine karar vermemizin faydalı olacağını, ülkemizin biyolojik çeşitlilik bakımından çok zengin bir ülke olduğunu ve bu çerçevede genetik olarak farklı ama doğal ürünlerimizle AB’ye karşı avantaj sağlayabileceğimizi, tarımsal AR-GE’nin önemli olduğunu, üniversite-ARGE birimleri ve çiftçinin bir arada olması gerektiğini ifade etmiştir.

 

Kırıkkale Milletvekili Vahit ERDEM, AB’ye üye olan son 10 ülkenin yapıları ile ülkemizin yapısının farklı olduğunu, her genişlemeden sonra AB müktesebatının ve müzakere yönteminin değiştiğini, bu sebeple bizimle yapılacak müzakerelerin de farklı olacağını, ancak her halükarda, üye devletlerin tecrübelerinden faydalanmak gerektiğini belirtmiş, müzakere ekiplerinin konunun disiplinler arası yapısı nedeniyle sadece ziraat mühendislerinden oluşmaması gerektiğini, tarımın sorunlarının sadece tarımla çözümlenemeyeceğini, tarımsal eğitim ve yayım çalışmaları sırasında tarım kesiminin en yoksul ve en cahil kesim olduğu dikkate alınarak farklı bir yaklaşım ve metot izlenmesi gerektiğini, verimlilikle ilgili sorunların çözümünde yer altı ve yer üstü su kaynaklarının geliştirilmesine ihtiyaç bulunduğunu, karşılaştırmalı üstünlüğümüz olan alanların iyi belirlenmesi gerektiğini ve tarım için ayrı bir TV kanalı kurulmasına gerek olmadığını, TRT’nin kanallarından birinin tarım konusunda özel yayın yapabileceğini ifade etmiştir.

 

Süleyman Demirel Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan YILMAZ, tarımda eğitim ve yayım hizmetleri açısından bir eksiklik olduğunu, yetki karmaşasını ortadan kaldırmak amacıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın görev alanının net olarak belirlenmesi ve tarım arazilerinin tarım dışı kullanımının mutlaka kanunla engellenmesi gerektiğini belirterek müzakere sürecinde pazarlık gücümüzün tarımsal yapımızdaki sorunları çözmekten geçtiğini dile getirmiştir.

 

Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaşar UYSAL, AB üyeliği olsun ya da olmasın, Türkiye için asıl hedefin AB standartlarını yakalamak olması ve senaryonun başrolündeki çiftçilerin bu sürece dahil edilmesi gerektiğini belirterek, yapısal uyum bakımından yapılması gerekenleri şu şekilde sıralamıştır; tarım haritaları çıkarılmalı, bunlara göre üretim deseni belirlenmeli, mukayeseli üstünlükler incelenmeli ve planlama yapılmalı,  çiftçi ve arazi kayıt sistemi tamamlanmalı, tapu kayıtları bedelsiz olarak yenilenmeli, çiftçi çocukları Ziraat Fakültelerinde eğitilerek, tarım danışmanları uygulamasına dahil edilmeli ve bu kişilerden yapısal sorunların çözümünde istifade edilmeli, çiftçi sertifikası uygulamasına geçilmeli, sezon dışı dönemlerde çiftçiler eğitilmeli ve desteklerde öncelik eğitimli çiftçilere verilmeli, üretimden önce ve hasattan sonra üretim beyannamesi istenmeli, bu kapsamda muhtarların sorumlulukları artırılmalı, havza yönetimi modeline geçilmeli, reçeteli girdi kullanımı sağlanmalı, organize organik tarım bölgeleri oluşturulmalı, pazarlamada ürün sertifikasına geçilmeli, arz zinciri uygulaması başlatılmalı ve adil sözleşmeli tarıma öncelik verilmelidir.

 

Arı Hareketi temsilcisi Sibel ALP, OTP’nin temel amaçlarından birinin çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek ve bölgeler arasındaki sosyal eşitsizlikleri gidermek olduğunu hatırlatarak, kırsal alandaki yükün çoğunu,  çocuklar, gençler ve kadınların üstlendiğine dikkat çekmiş ve bu kesimlere özel önem verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

İktisadi Kalkınma Vakfı temsilcisi Armağan CANDAN, İKV’nin sadece AB konusunda çalıştığını, müzakere sürecine hazırlık bağlamında, “Müzakere Rehberi” başlıklı bir çalışma hazırladıklarını, bu çalışmada 31 müzakere başlığı ile ilgili 10 ülkenin katılım süreçlerinin incelendiğini, bunun sonucunda derogasyonların en çok gündeme geldiği konunun tarım olduğunun görüldüğünü, derogasyonlar bağlamında her ülkeye tanınmış genel istisnalar bulunmadığını ancak en çok tartışılan konuların, doğrudan ödemeler, kırsal kalkınma destekleri, üretim kotaları ile referans dönemler ve miktarlar olduğunu ve sözkonusu çalışmanın 4 Mart 2005 tarihinde yayımlanacağını, bu süreçte olabildiğince çok sayıda yeni mezunun ve personelin AB Komisyonuna staja gönderilmesi gerektiğini  belirtmiştir.

 

Başbakanlık Müşaviri Ebubekir EROĞLU, konunun sosyal politika ve kırsal kalkınma boyutlarının daha çok vurgulanmasının önemine değinerek, köyden kente göç ve istihdam sorunlarının daha da ciddileşmeden önlem alınması gerektiğini belirtmiş ve tarım konusunun  müzakere sürecinin sonuna bırakılmamasının daha uygun olacağını ifade etmiştir.

 

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim ÇETİNER, tarım alanındaki Türk mevzuatının hazırlık sürecinde, AB mevzuatının ve bu mevzuatın uygulanması için gerekli yapıların yeterince dikkate alınmadığına inandığını ve bu konuya gereken önem verilmediği takdirde, müzakerelerin daha da uzayacağını belirtmiştir.

 

Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Refik ALAN, kayıt sistemleri tam olarak oluşturulmadan doğru ve tutarlı istatistiki veriye ulaşmanın zor olacağını, tarım sektöründeki işletme büyüklüklerinin optimum düzeye çıkarılmadan rekabetçi olunamayacağını, bunu çözmek için öncelikle arazi toplulaştırması yapılması ve kanuni bir düzenleme ile bölünmenin önlenmesi gerektiğini, tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanımına izin verilmemesi gerektiğini, yayım ve danışmanlık hizmetlerinin geliştirilmesi ile çiftçi örgütlenmesinin ve teknoloji kullanımının özendirilmesi konusunda adımlar atılmasının faydalı olacağını, ülkemizdeki gen değerlerinin ve potansiyelinin korunması ve gen bankacılığına önem verilmesi gerektiğini, asıl önemli konunun rekabetçi olduğumuz ürünleri bol, kaliteli, zamanında ve uygun fiyatta üretmek olduğunu ifade etmiştir.

 

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lütfü ÇAKMAKÇI, Türk insanın boyut büyütmek zorunda olduğunu, AB üyeliği olsun veya olmasın, ülkemiz için asıl hedefin AB standartlarını yakalamak olması gerektiğini, çiftçi eğitimi konusunda sürekliliğin sağlanmasının şart olduğunu, araştırmaların spesifik hedeflere odaklanması ve bu bağlamda üniversiteler ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı arasında bir bağ kurulması gerektiğini dile getirmiştir.

 

Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Aytekin BERKMAN, üniversite olarak her türlü yardıma hazır olduklarını ve bu tür toplantıların İstanbul’da gerçekleştirilmesi durumunda ev sahipliği yapabileceklerini, Türkiye AB’ye üye olsun ya da olmasın, tarımdaki yapısal sorunları çözmeden verimliliği sağlayamayacağımızı, tarım nüfusunun azaltılması sonucunda açığa çıkacak istihdam sorunun bir devlet politikası olarak görülmesi ve bu kişilere alternatif iş olanakları yaratılması gerektiğini, agro-ekolojik şartlarımızın çok da iyi olmadığını, tarım alanlarının üçte ikisinin yeterli yağış alamadığını, bu şartlarda son derece verimli bir üretim yapıldığını, bunun yanında fırsatlar da bulunduğunu ve tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanımının önüne geçilmesinin ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımının sağlanmasının çok önemli olduğunu dile getirmiş ve son olarak, müzakereler tamamlanmadan önce GAP Bölgesinde yapılması gereken yatırımların tamamlanması ve bu bölgedeki sorunların aşılmasının gerekliliğine dikkat çekerek, ülkemiz koşullarını AB’ye kabul ettirebilen bir politikanın izlenmesi gerektiğini ifade etmiştir.

 

İstanbul Milletvekili Memduh HACIOĞLU, gıda güvenliği ve izlenebilirlik konusuna dikkat çekerek, ülkemizde Avrupa normlarında bir gıda güvenliği sisteminin oluşturulması gerektiğini ve bu kapsamda toplumun tüm kesimlerinin yer alacağı bir teşkilatlanmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtmiş, akredite edilmiş yeni mikrobiyolojik laboratuarlar kurulmasının ve mevcut laboratuarların geliştirilmesinin önemini vurgulamış ve bu kapsamda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde, ülke çapında oluşturulacak laboratuarları denetleyecek merkezi bir laboratuar kurulmasını önermiştir. Tarımdan çekilecek nüfusa alternatif iş imkanları yaratılması gerekeceğini ve bu amaçla Çin ve Hindistan’daki küçük yerleşim birimlerindekilere benzer küçük sanayi kuruluşları kurulması konusunun incelenmesi gerektiğini hatırlatan HACIOĞLU, tarımdaki verimlilik sorununun aşılmasında üniversitelerin araştırmalarından faydalanılabileceğini, özellikle genetik olarak değiştirilmiş tohumlara ilişkin çalışmalar yapılmasının uygun olacağını ve hatta Türkiye’de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın denetimi altında belli bölgelerde bu tohumların ekimine izin verilmesinin ve sonuçlarının değerlendirilmesinin faydalı olacağını ifade etmiştir.

 

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı adına söz alan Hasan PİRİNÇÇİ, Bakanlığımız bünyesindeki laboratuarlar hakkında bilgi vererek, halihazırda Bakanlığa bağlı 39 adet laboratuarda  Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan izin alınarak kurulmuş özel statüde 20 adet laboratuarda mikrobiyolojik analizlerin yapılmakta olduğunu ifade etmiş, ayrıca, 5179 sayılı Gıda Kanunu kapsamında bir Laboratuar Yönetmeliği hazırlandığından bahisle, bu yönetmelik uygulamaya konulduğunda, tüm laboratuarların (özel/kamu) aynı statüde olacağını belirtmiştir.

 

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hasan EKİZ, genetik olarak değiştirilmiş tohumlar konusunda, gerekli mevzuat ve kontrol sisteminin bulunduğunu ve bu ürünlerin üretiminden önce tüketimi konusunun netliğe kavuşturulması gerektiğini belirterek, bu konu üzerinde Bakanlık bünyesindeki çalışmaların ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı çalışmalarının sürdüğünü dile getirmiştir.

 

İzmir Milletvekili Mehmet TEKELİOĞLU, tarımda rekabet gücümüzü ve verimliliği artırmamız gerektiğini ve yapısal sorunların çözümü bakımından eğitimin şart olduğunu ve bu bağlamda, Ziraat Fakültelerinin müfredatlarında değişiklik yapılarak AB ile ilgili dersler eklenmesinin faydalı olacağını, organize tarım bölgelerinin kurulması, AR-GE’ye önem verilmesi ve sürekli bir eğitim merkezi kurulması gerektiğini ifade etmiştir. TEKELİOĞLU, ayrıca, toplantıda gündeme getirilen hususlara ilişkin olarak ana başlıkların tespit edilmesini ve bu çerçevede alt komisyonlar kurularak, bu komisyonların yazılı raporlar sunmasını teklif etmiştir.

 

Mersin Milletvekili Prof. Dr. Ömer İNAN, tarım müzakerelerinin önce başlatılmasına karar verilmesi durumunda, şimdiden müzakere ekiplerinin oluşturulup çalışmaya başlanması gerektiğini ve hazırlık sürecinde AB’ye yeni üye olan 10 ülkeden danışman istihdam edilebileceğini, tarım sona kalacaksa da müzakere ediyormuşçasına konunun takip edilmesi gerektiğini, böylece dezavantajların üstesinden gelinebileceğini belirtmiştir.

 

İzmir Milletvekili Zekeriya AKÇAM, AB mevzuatının Türk mevzuatına aktarılması sırasında hukuki açıdan esneklik sağlanması gerektiğini, bu bakımdan her konuyu kanunla düzenlemenin zorluk yaratabileceğini, köyden kente göç konusunun çok fazla vurgulanmasının, çiftçilerimizin psikolojisi üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini, OTP’ye uyum sağlanırken, AB’nin geçtiği evrelerin felsefesinin çok iyi anlaşılması gerektiğini ve desteklemelerin asıl amacına ulaşamadığını belirtmiştir. AB’deki yaklaşımın, tarımı kırsal alanın kalbine oturttuğunu ve tarımın herkesi ilgilendiren bir sektör olarak gördüğünü ifade eden AKÇAM’a göre, bizim ülkemizde de kırsal nüfus, bulunduğu yerde refaha kavuşturulmalı ve bu kesime sosyal güvenlik sağlanmalı, tarımla ilgili konularda tek yetkili kurum TKB olmalı, tarımda organizasyon eksikliği giderilmeli, kurallar herkese adil ve eşit uygulanmalı ve üniversiteler aktif olarak eğitim çalışmalarına katılmalıdır. 

 

Edirne Milletvekili Prof. Dr. Necdet BUDAK, TBMM’nin tarım konusundaki bilgi alışverişine büyük önem verdiğini belirterek, Brüksel’deki yapının çok iyi anlaşılması gerektiğini, bu bağlamda uluslararası şirketlerden ve daimi temsilciliklerimizdeki tarım müşavirlerimizden yararlanabileceğimizi ifade etmiştir.

I. tur görüşmelerin tamamlanmasının ardından kısa bir değerlendirme yapan Bakan Sayın Sami GÜÇLÜ, Tarım Çerçeve Kanun Tasarısının Meclise sevkedilmek üzere olduğunu ve Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanun Tasarısının ise halihazırda Meclis gündeminde yer aldığını hatırlatarak, Bakanlığın en temel alanlarda adımlar attığını belirtmiş, eğitim konusunda üniversitelerle işbirliğinin geliştirilmesinin altını çizmiş, tarım sektöründe yaşanacak büyük dönüşüm göz önüne alındığında, bütün yükün Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın omuzlarına yüklenemeyeceğini, bu çerçevede, Bakanlık içindeki yapılanmanın sürdüğünü ve bu yapının, üniversitelerden, sanayi kesiminden ve tarım örgütleri temsilcilerinden müteşekkil bir danışma kurulu ile desteklenmesinin planlandığını belirterek, muhalefet yada iktidar partisi gibi bir ayrıma gidilmeden, bu ulusal davada hep birlikte bir kamuoyu kanaati yaratılması gerektiğini vurgulamıştır.

 

Tartışmaların II. turunda, ilk turdaki görüşlere ilave edilmek istenen düşüncelerin dile getirilmesi kararlaştırılmıştır.

 

İlk olarak söz alan Prof. Dr. Haluk GÜNUĞUR, tarımla ilgili müzakerelerin en az 5-6 yıl sürmesinin beklendiğine dikkat çekerek, tarım dosyasının sona bırakılmasının müzakere sürecini daha da uzatabileceğini belirtmiş ve tarım dosyasının 2. , 3. ya da 4. sırada ele alınmasını, 2006 yılı içinde başlanmasını ve diğer dosyalarla paralel olarak yürütülmesini önermiştir. GÜNUĞUR, ayrıca, AB normlarının iç hukuka aktarılmasında ulusal egemenliğin bir kısmının Topluluğa devredildiğini hatırlatarak, mevzuatımızın uyumlaştırılmasında bu hususun gözden kaçırılmaması gerektiğini ifade etmiştir.

 

Prof. Dr. Eser KARAKAŞ, daha önce, AB üyeliği olsun ya da olmasın, Türkiye için asıl hedefin AB standartlarını yakalamak olması gerektiğini belirten bazı konuşmacıların görüşlerine katılmadığını ve esas meselenin AB standartlarının sürdürülebilmesi olduğunu ifade etmiş ve AB üyeliğinin de bunun kurumsal garantisi olduğunu söylemiştir. KARAKAŞ ayrıca, müzakere sürecinde nelerin pazarlık edilebilir olduğunun iyi belirlenmesi gerektiğini ve üniversitelerde AB ile ilgili lisans programlarının açılmasının faydalı olacağını belirtmiş ve bir hukukçu ekibi kurularak, bu ekibin, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın bugüne kadar tarımla ilgili almış olduğu tüm kararları tercüme edip değerlendirmesini isteyerek, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesindeki AB Uzman ve Uzman Yardımcılarının, AB’ye yeni üye olan 10 ülkenin katılım süreçlerini detaylı olarak incelemesini ve Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliğini tesis eden 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararının 20-24. maddelerinin irdelenmesini önermiştir.

 

Prof. Dr. Rıdvan KARLUK, AB üyeliğinin ulusal bir hedef olduğunu ve bu hedeften şaşılmaması gerektiğini belirtmiş ve Bakanlık bünyesinde bir hizmet içi eğitim birimi oluşturulmasını, bu birimin öncelikle genel AB formasyonuna ilişkin bir eğitim vermesini ve bu birimin vereceği eğitimlerin merkez teşkilatı ile sınırlı olmaması gerektiğini ifade etmiştir. KARLUK ayrıca, tarım ürünlerinin serbest dolaşımı açısından da gıda güvenliği konusuna büyük önem verilmesi gerektiğini hatırlatmıştır.

 

Prof. Dr. Cemal TALUĞ, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yeniden yapılanmasına ilişkin olarak, Bakanlığın çevre ve tüketici hakları ile ilgili konulara daha fazla hakim olması ve tarımla ilgili tüm paydaşlar arasında orkestrasyonu sağlayacak bir yapıda olması gerektiğini belirterek, Bakanlığın ve Ziraat Mühendisliğinin imajının değiştirilmesi bakımından halkla ilişkilere önem verilmesinin şart olduğunu dile getirmiştir.

 

Esin CAVLAK, tarımla ilgili tüm paydaşlar arasındaki iletişimi sağlamanın ve AB ile ilgili konularla birlikte  yapısal değişimleri çiftçiye doğru bir şekilde aktarmanın ancak TV yayıncılığı yoluyla mümkün olabileceğinin bir kez daha altını çizmiş  bu konunun Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve TRT’de gerekli altyapının ,  bulunduğundan çok fazla maliyetli olmayacağını belirtmiştir.

 

Prof. Dr. Zeki KARA, AB ile ilişkilerimizde tarihten kaynaklanan bir güvensizlik olduğunu ve Türkiye’nin bu güvenilmez imajının düzeltilmesi gerektiğini dile getirmiştir.

 

Doç. Dr. Mustafa ACAR, tarımı küçültmek kavramının, tarımı yada tarım kesimini öldürmek anlamına gelmediğini ifade etmiş ancak yapısal dönüşüme bir an önce başlanmadığı takdirde, ileride daha büyük sorunların yaşanacağına işaret ederek, batılı ülkelerin tarım toplumundan sanayi toplumuna, sanayi toplumundan da bilgi toplumuna geçtiklerini, bu sürecin engellenmemesi gerektiğini söylemiştir.ACAR ekonomik araştırmalar için ise TEAE’nin yeniden yapılandırılmasının daha iyi olacağını ifade etmiştir..

 

Armağan CANDAN, daha önce, Türkiye için asıl hedefin AB standartlarını yakalamak olması gerektiğini ifade eden bazı konuşmacıların görüşlerine katılmadığını belirtmiş, AB fonlarından yararlanmak ve karar alma mekanizmasında yer almak için AB üyeliğinin şart olduğunu vurgulamıştır. CANDAN ayrıca, OTP’nin çok sık değiştiğinden bahisle, müzakere sürecinde tarım dosyasının çok erken ele alınmaması gerektiğini, bu süreçte üretimin artırılmasının daha mantıklı olacağını, nitekim diğer ülkelerde de bu yöntemin izlendiğini ifade etmiştir.

Prof. Dr. Refik ALAN, mevcut laboratuar sayısının azlığına dikkat çekmiş, ayrıca rekabet gücümüzün yüksek olduğu ürünlerin tespit edilmesinin yanı sıra rekabet edebilir fiyatlar ve ambalajlama konularının da önemli olduğunu vurgulamıştır.

 

Prof. Dr. Aytekin BERKMAN, müzakerelerin müktesebatın üstlenilmesine ilişkin bir takvim pazarlığı olduğundan bahisle, bu takvimin şimdiden planlanması gerektiğini belirtmiş ve mevzuat uyumundan ziyade tarımsal yapının değiştirilmesinin zorluğuna dikkat çekerek, tarımsal envanterin çıkarılmasında teknoloji kullanımına ve AR-GE çalışmalarına önem verilmesi gerektiğini söyleyerek yine arazi toplulaştırması konusunun özel bir öneme sahip olduğunu ifade etmiştir.

 

İzmir Milletvekili Zekeriya AKÇAM, AR-GE çalışmaları bakımından esas önemli olan şeyin bilgi birikiminin köylüye/çiftçiye aktarılması olduğunu vurgulamıştır.

 

Kırıkkale Milletvekili Vahit ERDEM, tarım sübvansiyonlarının tarımda israfa ve tembelliğe yol açabileceğini düşündüğünü belirtmiş ve sübvansiyonların bölgesel ihtiyaçlar bazında verilmesinin önemini vurgulayarak, esas önemli olanın sürdürülebilirliğin sağlanması olduğunu belirtmiş ve tarım alanındaki müzakerelere gecikilmeden başlanması gerektiğini  ifade etmiştir.

 

Müzakere sürecinde tarım dosyasının ne zaman açılması gerektiğini konusunda bir görüş birliğine varılmadığını belirten Bakan GÜÇLÜ, bu konuyla ilgili olarak ayrı bir tartışma düzenlenebileceğini ifade etmiş ve katılımcılardan görüşlerini bildirmelerini istemiştir.

 

Bazı konuşmacıların toplantılardan duyduğu memnuniyeti belirtmesi ve tüm paydaşların da katılımıyla toplantıların sürekliliğinin sağlanması yönündeki isteklerini dile getirmeleri üzerine Bakan GÜÇLÜ, bundan sonraki toplantıların bu kadar geniş kapsamlı olmayacağını, spesifik başlıklar altında daha dar ve detaylı toplantılar yapılacağını ve 20-30 kişilik bir danışma grubunun katkılarıyla çalışmaların sürdürüleceğini ifade etmiştir.

 

Tartışmaların sonucunda, ele alınan konuları ve dile getirilen fikirleri özetleyen bir sonuç ve değerlendirme metni hazırlanmış ve katılımcıların  görüşleri doğrultusunda metne son hali verilmiştir.